ŞİFALI BİTKİLER

Bal nedir? Bal nasıl üretilir, kullanımı ve detaylar

Bal nedir? Bal nasıl üretilir, kullanımı ve detaylar

Bal : Ekolojik yaşam içerisinde, günlük hayatta hiç aklımıza gelmeyen bir canlıya, Allah tarafından öyle büyük bir rol verilmiş olabilir ki, onun yokluğu ile tüm ekosistem çökebilir. Hatta besin zincirinin en üstündeki insanoğlu bile bir süre sonra bunun ölümcül etkilerini hissedebilir.

Haftalardır, grup üyelerimizi bilgilendirebilmek için girdiğim araştırmada, izlediğim videolar ve okuduğum makaleler sayesinde kendisine hayran kaldığım BAL ARISI ve onun muhteşem ürünü BAL konusundaki yazım ile karşınızdayım bu kez.

Albert Einstein’a atfedilmiş olan “bal arıları yok olursa, insanoğlu da yok olur” sözünün gerçekliğini gün gibi ortaya döken bir bilgi yağmuru altındaydım uzun süredir. Et dahil, yediğimiz bütün yiyeceklerin oluşumuna olan katkısından dolayı bal arılarına saygım ve onu yaratan Allah’a şükrüm arttı, tıpkı olması gerektiği gibi. Okudukça ilim artıyor, arttıkça “ne kadar az şükrediyorsunuz” ayet-i kerimesinin muhatabı olmaktan kurtuluyorsunuz. O nedenle rabbimizin ilk emrinin “oku” olmasına şaşmamak gerekir.

Tabiat kitabının fihristinin en fazla sayıda değinilmiş kahramanı olan arkadaşımız “bal arısını” tanımakla başlayalım işe.

İnsanların besin olarak tükettiği bir maddeyi üreten tek böcek türü olan bal arıları, karıncalar ile kuzenlerdir ve ömürleri 50 gün kadardır. Bu 50 gün içerisinde, bir bal arısı bir çay kaşığı balın 12 de birini üretebilir. Bir başka deyiş ile, “tam 12 bal arısı, ağzınıza götürdüğünüz bir çay kaşığı bal için ömür boyu çalışırlar”. Bal arılarının kulakları duymaz, sağırdırlar ama 170 tane koku reseptörleri vardır. İnanabiliyor musunuz, kovan içindeki arıların her birinin kokusu farklıdır ve bunu arılar ayırt edebilirler.

Sadece dişi bal arıları çalışırlar ve bir kilogram bal için dünyanın etrafını 3 kere dolaşacak kadar mesafe uçarlar. Kraliçe arı yaz dönemlerinde günde 2500 adede yakın yumurta verir. Kovandaki erkek arılar normalden iridirler, iğnesizdirler, çalışmazlar ve sadece üremede görev alırlar. Bal arıları, yarım saat boyunca hiç durmadan uçabilirler ve bu süre boyunca 10 km uzağa gidebilirler. Arılar “tozlaşma” denilen bir işlev ile dünyadaki bitki örtüsünün döllenmesini sağlamakta müthiş büyük bir rol oynarlar ve bunun ölçülebilen finansal bir değeri de vardır. Bu değer yıllık olarak tam 268 milyar dolardır.

Advert

Bal arılarının sorunları da vardır ve bu sorunlar kendilerinin yalnız başına çözemeyecekleri, çoğunlukla insan kaynaklı sorunlardır. Kullanılan tarım ilaçları sebebi ile çiçeklerden aldıkları zehirlerle kovan dışında ölebildikleri gibi, zehirli nektar ile gelip kovandaki diğer arıların ölümüne sebep olabilir, genç arılarda özürler oluşmasına sebep olabilirler. Bir takım parazitler hala larva halindeki arıya gerekli vücut sıvılarını emerek yeni doğmuş arının gelişme sorununa yol açmakta ve arıyı yaşayamaz hale getirmektedir.

Bu nedenle kovanların çıkış bölümlerinin altına düşen arılara bakıldığında kanatların gelişmemiş olduğu görülmektedir. Arılar ve arıcıların ortak sorunudur bunlar ve çözülmelidirler. Özellikle bu yıl Trakya civarında ekilen ayçiçeklerin GDOlu olmasından dolayı şikayet eden arıcı bir abimiz “bu yıl ekilen ayçiçeklerinin nektarsız olduğunu” söyledi. Bunun ülkemiz arıcılığına verdiği zararı düşünmek zor değildir. Çünkü arılar kışın tüketeceği besinini sağlamak için bu nektarlara ihtiyaç duyarlar.

Çiftçimizin yerli ve atalık tohum kullanma gerekliliği ve devletimizin atalık tohum kullanan çiftçilere destek olma zorunluluğu vardır. Ama maalesef bunların tersi uygulanmaktadır. Grubumuzda defalarca tohum konusuna değiniyor olmamızın önemi, bir de bal arıları konusunda ortaya çıkmış oluyor böylece.
Arılar ve arıcıların sıkıntılarının “sadece bir kısmı” ile hüzünlendikten sonra yönümüzü dünyanın en şifalı tatlı besin maddesi olan, Kuran ve hadislerde bahsedilip methedilen, yüzlerce şifa küründe kullanılan bala çevirelim.

Balı tanıyalım. 

Bir kere şunu açıklığa kavuşturalım. Bal, arının dışkısı değildir. Çiçeklerden ve meyvelerden topladıkları nektarın midelerinde, kendi enzimleri ile kimyasal değişime uğrattıktan sonra kovanlarındaki peteklerin içine kusması ile üretirler. İçeriğinde 15 çeşit şeker bulunur ve bu şekerler sindirim sistemimize ihtiyaç duymadan daha ağzımızda iken kana karışabilir. Yani bal, vücudumuzun en hızlı şekilde yararlanabileceği bir besindir. İçerisinde nem ve su bulunmaz. Bu nedenle iyi muhafaza edilmiş bir bal binlerce yıl sonra bile yenebilir.

Nasıl Üretilir

Bal doğal ortamda insan eli değmeden veya insanlar tarafından kovanlar kullanılarak üretilirler. Doğal şekilde “rastlanarak toplanmış” ballar korkunç rakamlarla satılabilir iken arıcıların faaliyetlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan balı makul fiyatlarla satın almak mümkündür. Üretildiği yerin bitki örtüsüne, iklimine bağlı olarak yılda bir veya birkaç kere hasat almak mümkün olabilmektedir. Örneğin Kars yöremizde yılda bir hasat olurken çanakkale’de iki veya üç kez hasat almak mümkündür.

Balın toplandığı rakım üretimde önemlidir. Çünkü rakım yükseldikçe, insan kaynaklı kirlilikten uzaklaşılmış olur. Bu sayede bal saflığı artar. Rakım yüksekliği baldaki prolin değerinin de yüksek olmasını sağlar. Meşhur anzer balınının prolin değeri oldukça yüksektir. Türk gıda kodeksinin belirlediği minimum prolin miktarı 1 kg bal için 300 mg dır.

Petek üretimi bal arılarının çok fazla zamanına ve eforuna malolduğu için arıcılar bir kısım balı üretirken aynı peteği çoklu defalar kullanabilmektedir. Ahşap çerçeveli petekler arılar tarafından bal ile doldurulunca, merkezkaç kuvvetiyle çalışan bir makinede süzme işlemine sokulur. Petekler içerisindeki bal, merkezkaç kuvveti ile peteği terk ederek, süzme kazanına akar. Baldan arındırılmış petek tekrar kovana konur ve arıların tekrar doldurması beklenir.

Karakovan balı bu bakımdan farklıdır. Karakovan balında petek her seferinde arılar tarafından üretilir ve maddi olarak daha yüksek bir fiyata piyasaya sunulur. “Karakovan balı süzme olmaz” diye bir genelleme kısmen doğru, kısmen yanlıştır. Çünkü süzme işlemi fiziksel bir işlemdir, karakovan peteğindeki bal da gayet tabi bu işleme tabi tutulabilir. Fakat petek tekrar kullanılmayacağı için genelde süzme işlemine gerek duyulmaz ve peteği ile birlikte tüketiciye ulaşır.

Bal üretirken arıya ihtiyaç duymamak gibi bir şey olabilir mi? Yeterince sahtekarsanız, ahlaki değerlerden yeterince uzaksanız ve Allah’tan korkmuyorsanız ticari glikozun içerisine bir miktar polen, biraz renklendirici ve bal esansı katarak arısız bal üretmeniz mümkündür. Hatta satmanız da çok mümkündür. Eşimin marketten aldığı alengirli bir şişenin üzerindeki etikette çok minik bir şekilde “bal aromalı kahvaltılık şurup” yazısını görünce şok olmuştum.

Plastik şişe tam da çocukların seveceği bir tasarıma sahipti, çok kullanışlı bir kapağı vardı, kullanımı çok pratikti. Adı da dahil insana saf bal çağrıştıran resimler ve yazılar vardı etiketinde. Tadına bakınca bal olmadığını hemen anlayıp etiketine bakmıştım.

6 kavanoz bal ve bir nokya! telefonu 120 liraya satan birinin bu balları arılara yaptırmadığını tahmin etmek zor olmasa gerektir. Bu aralar paylaşacağım videolardan biri, bu tarz balın testini yapan arkadaşlar tarafından mizahi bir şekilde çekilmiştir. Her neyse, bal üretimindeki bir başka dolandırıcılık ise şudur ki, arılar suça iştirak ettirilirler. Olay şöyle gerçekleşir; kovanlara yakın yerlere yerleştirilen glikoz veya şeker şurubu sayesinde arılar ova ova gezmek zorunda kalmaz ve hızlı bir şekilde bal üretirler. Tabi bunun adı bal değil, “yapay bal” olur.

Üretim aşamasında yapılan sahtekarlıklardan biri daha; bir kilo ticari bala, yani arısız bala yada yapay bala, 100 gr saf bal katarak, bu karışımın “doğal süzme bal” olarak satılması da mümkündür. Saf bal mumu yerine ucuz olan petrol ürünü mum ile yapılmış suni petek kullanımı ile balda şifa arayanların hakkına kastedilmektedir. Hatta, petek güvesine karşı kullanılan naftalin maalesef bazen bala karışmakta ve böylece bal şifa kaynağı olmak yerine zehire dönüşmektedir. Balı bir şifa kaynağı olmaktan çıkarıp zehire dönüştüren ve bangır bangır reklamlarda, halka “en iyisi biziz” imajı veren ünlü markaların ballarının hiç kristalleşmemesiniz sebebi ne olabilir acaba? Yoksa, sebep çeşit çeşit üreticilerden toplanan balları fokur fokur kaynatıp, içindeki enzimleri öldürüp kavanozlamak olabilir mi? Medyadaki haberleri incelediğinizde sahibinin her yerde “bal sahtekarlıklarından” bahsettiğini görürsünüz.

Balın gerçeği tanınabilir mi?

Balı üreten insanları iki grupta incelemek gerekir aslında. Her bal üreticisinin ürettiği bal maalesef gerçek bal değil, bunu yazımda okuduk zaten. Üzülerek söylüyorum ki, sahtekarların arge çalışmaları zehirli meyvesini vermiş ve maalesef sahte bal konusunda da çığır açmışlardır. Kokusu, kıvamı, rengi gibi, sıradan bir tüketicinin umursadığı kriterleri çoktan aşmış olan bu sahtekarlar artık neredeyse labaratuarları kandırma noktasına bile gelmişler. Araştırıp öğrendiğim ve sizin de rastlayacağınız bazı bilgileri vereyim. Ama dedim ya, adamlar aşmış. Yani bunlarda kıstas olamıyor maalesef.

Bir bardak suya koyduğunuz bal eğer erimeyip dibe çöküyorsa, balınız gerçektir. Bala batırılmış kibrit çöpünün barut kısmı halen yanabiliyorsa balınız gerçektir. Kristalleşme testi ki, bu benim en çok başvurduğum testtir. Buzdolabında 1 ay beklettiğim bal dipten başlayarak tereyağ kıvamı alıyor ise balımızın gerçek olduğunu düşünebiliriz.

Gerçek balın yanmayacağını da söylemeliyim. Bir parça kağıda bal sürerek yanıp yanmadığı test edilebilir. Gerçek bal kavanozdan kaşıkla alındığında, kaşık yukarıya doğru kaldırılsada sürekli akar. Akıntı kesik kesik oluyorsa sahtedir. Sırada çok ilginç bir deney var; incecik bir tabaka balı tırnağınıza sürün ve üzerini keçeli kalemle yazmayı deneyin. Yazabildiyseniz balınız gerçektir. Balın rengi çok açık olmamalıdır, akik taşı renginde olmalı ve kokusu zar zor hissedilebilmelidir. Gerçek bal çok tatlı olmaz. Yediğinize pişman etmez sizi. Gerçek bal hafifçe genzi yakar.

Birkaç çeşitli tat alırsınız. Sahte balda tat değişikliği yaşamazsınız. Ağırlık testi; aynı miktarlarda gerçek ve sahte balları hassas terazide tartarsanız görürsünüz ki gerçek bal daha ağırdır. Yazımın altında yorumlar yapacak olan sizler arasında da gerçek ve sahte balları birbirinden ayıracak başka yöntemler bilenler de olabilir. O nedenle, yorumları da takip edeceğim. Bilginin çoğundan zarar gelmez.

Bal çeşitleri nelerdir?

Balın üretildiği usuller, arıların nektarlarını aldığı bitki örtüsü değiştikçe balın çeşidi de değişmektedir. Genel olarak bal türleri, çiçek balı, çam balı, kestane balı, ıhlamur balı, lavanta balı, hayıt balı, anzer balı, karakovan balı, akasya balı, yayla balı, deli bal, narenciye balı, keven balı, kekik balı, püren balı, ayçiçeği balı, meşe balı, karabaş otu balı, keçiboynuzu balı olarak adlandırılırlar. Bunların her birinin verdiği şifa farklıdır.

Merhume Dr. Aidin Salih hanımefendi ise kitabı Gerçek Tıp’ta bal konusunda şunları yazmıştır, ki yazılanlar arasında balın şifa özellikleri hakkında müthiş bilgiler mevcuttur:

“Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Bal yiyin, zira içinde bal bulunduğu için, meleklerin rahmet dilemediği hiçbir ev yoktur. Bal yiyenin midesine bin deva girer ve milyonlarca günah uzaklaşır. Bir kişi ölür ve bedeninde bal bulunursa, bedenini cehennem ateşi yakmaz. Her sabah bal şurubu içenler hasta olmaz. Benim nazarımda, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur. Bal mide ve bağırsak bozukluklarına iyi gelir,- mide ve onikiparmak bağırsağındaki ülserlerin ve dış yaraların kapanmasını sağlar. Romatizma, kalp, akciğer, karaciğer ve cilt hastalıklarına iyi gelir. Damar sertliği, sinir bozukluğu ve kansızlığa faydalıdır. Bal hem kabızlığı gideren, hem de ishali durduran bir ilaçtır. Bal yemek insanı gençleştirir, genç ve dinç tutar.
Taşıdığı şifa sıfatlarından dolayı, bal hem bebekler, hem gençler hem de yaşlılar için gerekli bir besin maddesidir. Taze ve hakiki bal kovandan alındıktan, yaklaşık 4-5 hafta sonra kristalleşmeye başlar. Donmuş balın kristalleri incedir. Büyük kristalli balın kalitesi düşüktür. Bazı cins ballar kristalleşmeyebilir. En kıymetli bal ilkbahar ve yazın alınan baldır ve ilaç olarak kullanılabilir. Sonbahar balı ise fazla şifalı değildir. Bir nohut tanesi kadar propolis ve aynı miktarda balmumunun, bal ile birlikte ağızda çiğnenmesi, burun damarlarındaki tıkanıklıkları giderir.

Bal, varis yaralarına, kangren yaralarına, ağızdaki yaralara, çıbanlara, ciltte meydana gelen iltihaplı yaralara uygulanırsa, şifalıdır.

Şekeri yüksek olan hastalar da, bir çay kaşığından başlamak şartıyla, her gün 1 tatlı kaşığından bir çorba kaşığına kadar bal tüketebilirler ve hakiki bal tedavisiyle bu hastalıktan kurtulabilirler.

Bal, göze ve göz yaralarına merhem, ağız temizleyici ve damar açıcı olarak da kullanılır. Aynı miktarda bal ve ılık suda eritilmiş kaya tuzu, kulağa damlatılırsa, kulağı iltihaptan temizler. Bademcikler şiştiğinde ağızda bal tutmak faydalıdır.

Bal, uykusuzluğun en iyi ilacıdır. Bal, yemek ile birlikte veya yemekten hemen sonra yenirse, tüm şifa özelliğini kaybeder, alerjik etki yapabilir. Balın fazlası şişmanlatır, tembellik yapar, uykuyu çoğaltır. Tedavi amacıyla bal tüketmek isteyen, her sabah veya akşam aç karnına 1 çorba kaşığı bal yiyebilir. Ancak yediği bu bal yemek öğünü yerine geçer, yani ardından yemek yenmez. Yanında su tüketmede bir sakınca yoktur. Bir diğer seçenek de, sabah ve akşam yemekten önce 1 tatlı kaşığı bal yemektir. Birkaç günü sadece bal ile geçirmek isteyenler ise, günde 100-150 gr. bal yiyebilirler;

Her gün bal yiyenler günde 1 çorba kaşığından fazlasına veya başka tatlılara muhtaç değildir. Balı parmakla veya tahta kaşıkla yemek peygamber adabındandır. Bal buzdolabında değil, serin ve karanlık bir yerde saklanmalıdır. Eğer bal koyulan cam veya tahta kap sıkıca kapatılırsa, sahip olduğu şifa özelliğini kaybetmeden senelerce saklanabilir. Balın terkibinde %18 su, % 40 meyve şekeri (fruktoz),- % 34 üzüm şekeri (glikoz); % 0,4 diğer şekerler,- % 0,3 protein,- % 7,1 madeni tuzlar, mikroelementler, fermentler, vitaminler ve diğer maddeler bulunur.

Bal, laboratuvarlarda, bu terkibe göre glikoz ve fruktoz oranı belirlenerek basit bir şekilde test edilir. Genellikle, balda glikoz ve fruktoz oranı normlara uygunsa diğer maddeler de mutlaka normlara uygundur. Bugün bu testin önemi kalmamıştır.

Çünkü Türkiye’de artık genetiği değiştirilmiş glikoz ve fruktoz üretilmekte ve yurtdışından getirilen, genetiği değiştirilmiş bal aroması kullanılmaktadır. Bu şekilde mis gibi bal kokan çeşit çeşit karışımlar balmış gibi piyasaya sürülmektedir. Bu sahtekârlığı ispat etmek çok zordur, çünkü Türkiye’de, bu alanda yeterli sayıda ve nitelikte laboratuvar ve uzman yoktur.

Bal ile hazırlanan ilaçlar:

• 1 kilo tereyağı, su içinde 5-10 dakika kaynatılır, su üzerine çıkan tereyağı toplanır ve 500 gr. bal ile karıştırılır. Yaralara, egzamaya ve yanıkların üzerine sürülür. Aynı karışım kahvaltıda ekmekle de yenebilir.

• 3 yemek kaşığı papatya 500 gr. sıcak suya konur ve 1 saat demlenmeye bırakılır. 40 dereceye kadar soğuduktan sonra süzülür ve üstüne 3 yemek kaşığı bal eklenir. Anjin, ağız, dil, mide ve bağırsak yaralarına kullanılır (gargara yapılır, içilir, lavman yapılır).

• 1 çorba kaşığı bal, 1 bardak elma suyu içinde eritilir ve her sabah aç karnına içilir. Bilhassa karaciğer hastaları için çok şifalıdır. 10 gr. kaya tuzu 50 gr. ılık su ile eritilir. Sonra bu tuzlu sudan gerekli miktar alınır ve aynı miktar bal ile karıştırılır. Her sabah-akşam ılık olarak 7-8 damla kulağa damlatılır. Ortakulak iltihabı, mantar ve kulak uğultusuna iyi gelir.

• Ceviz yaprağı çay gibi demlenir ve süzülür. 40 dereceye kadar soğuduktan sonra bal eklenir. Her gün çay gibi içilirse, vücuda kuvvet ve canlılık verir.

Ballı sarımsaklı ilaç:

10 tane limonun suyu, tahta havanda dövülmüş 10 baş sarmısak ve 1 kilo bal ile karıştırılarak cam kavanoza konur. Ağzı 3 kat pamuklu bezle kapatılır, karanlık ve serin bir yerde 7 gün bekletilir. Yedi gün sonra kapağı kapatılarak buzdolabına konur. Yıllarca saklanabilir, ne kadar uzun kalsa o kadar kuvvetlenir. Hazırlanan karışımdan günde bir defa olmak üzere 4 çay kaşığı yutulur. Her defasında ağza 1 çay kaşığından fazla olmayan bir miktar alınır. Bu miktarı çabuk yutmadan, ağızda dağılmasını sağlayacak şekilde dolandıra-dolandıra eritmek gerekir. İlacın bu şekilde tüketilmesi önemlidir, çünkü ilacı midenin değil, ağızdaki kılcal damarların emmesi gerekir. Her gün belli bir saatte aç karnına bu ilaç bitene kadar içilir. Bu mükemmel ilacın, bu şekilde tüketilmesi kalp ve beyin damarlarını temizleyerek açar. İçilerek tüketildiğinde, mide ve 12 parmak bağırsağı ülserine, midedeki H. Pylori enfeksiyonuna son verir. Bu kür senede bir defa olmak üzere sağlıklı olanların hastalanmaması, hasta olanların ise iyileşmesi için kullanılır. Ayrıca 40 yaşın üzerindekiler bu ilacı her türlü derde karşı kullanabilirler.

NOT: Limon suyu yerine sirke de kullanılabilir (“Elma sirkesi” bölümü )

Diğer arı ürünleri

Polonya

Arı kovanlarında bulunan polen tüm hastalıklarda iyileşmeyi kolaylaştırır. Arıların enzimi ile karışmış olan polen alerjik olamaz. Poleni herkes (küçük, büyük, yaşlı, genç, hasta veya sağlıklı) kullanabilir. Yetişkinler 1 çay kaşığı, küçükler ise yarım veya çeyrek çay kaşığı poleni aynı miktarda balla ve ılık su ile karıştırarak bir ay boyunca her sabah (akşam değil) ömür boyu kullanabilirler. Polen taze olmalıdır. Üzerinden bir sene geçince tüm faydalı özelliklerini kaybeder, alerji yapabilir. Polen, buzdolabında saklanmalıdır ve kuru olmalıdır. Çünkü nemden bozulur. İçinde bulunan yaklaşık 11 madde (natrium, kalium, çinko, bor, kalsiyum, titan, krom, barium vb.) su ile kimyasal bağlantıya girerek, sıhhat için zararlı hale gelebilir. Polen kullananlar proteinli yiyecekleri (et, yumurta, peynir, balık) azaltmalıdır, çünkü polen bol miktarda kıymetli protein içerir.

Arı sütü

Arı sütü romatizmaya, hormon dengesizliğine, kansızlığa, halsizliğe, mide ve bağırsak hastalıklarına, saç dökülmesine, akciğer, kalp ve diğer hastalıklara karşı kullanılır. Arı sütü B1, B2, B3, B6, Bl2, C, H, PP, E vitaminleri, aminoasitler ve organik asitler içermektedir. Arı sütü buzdolabında saklanır.

Kullanma metotları:

Her sabah-akşam 10-20 mg arı sütü aç karnına dilin altında eriyinceye kadar tutulmalı, hemen yutulmamalıdır. Yutulursa, midede şifalı özelliklerini kaybeder.
Veya
• Her sabah-akşam 10-20 mg. arı sütü 10-30 gr. bal ile karıştırılır ve ağızda eritilip yutulur.
Veya
• Her sabah-akşam 1 tatlı kaşığı taze öğütülmüş çörek otu ve 20 mg. arı sütü, 30 gr. bal ile karıştırılır ve yemekten önce ağızda eritilerek yutulur. Bir ay devam edilir. Bu işlem vücuttaki bezleri temizleyip dengeli çalışmalarını sağlar.

Propolis
Propolis, arı kovanlarında bulunan kahverengi zifttir. Propolis, yüksek antimikrobiyal ve bakterisid etkisinden dolayı anjine, dişeti hastalıklarına, dış ve iç yaralara, yanıklara, egzamaya, mantara, basura, tüberküloza, frengiye, kemik hastalıklarına ve benzeri hastalıklara karşı kullanılır.

Kullanma metodları:

Nohut büyüklüğündeki propolisi eriyinceye kadar ağızda tutmak veya sakız gibi çiğnemek anjine, dişeti hastalıklarına, kemik erimesine, mide, ağız ve dil yarasına, diş ağrısına iyi gelir.

Bir kilo tereyağı emaye veya cam kavanozda kaynatılır, sonra 80 dereceye kadar soğutularak içine 100-200 gr. propolis parça-parça kesilerek eklenir. Bu karışım 80 derecedeki su kabında (bir kaba 80 derece sıcaklığında su konur ve içine tereyağ ve propolisin bulunduğu diğer kap konularak) 20-30 dakika karıştırılır. İç hastalıklarında ve iç yaralarda sabah aç karnına 20 gr. yutulur. Cilt hastalıklarında cilde ve yaralara sürülür. Bu karışımı sağlıklı insanlar da ekmek üzerine sürerek ve ballı bitkisel çayla kahvaltıda tüketebilirler.

Propolis ısıtıldıktan sonra, siğiller üzerine konur ve iyice bantlanır.

Siğiller diplerinden çıkıp düşünceye kadar bekletilir. Propolis buzdolabında, serin ve karanlık yerde yıllarca saklanabilir, şifalı özellikleri kaybolmaz, hatta durdukça çoğalır.

Alakalı Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir